quick-art-space.title

28 Nisan 2026

Deftere Düşen Sabah Işığı

"Deftere Düşen Sabah Işığı" sergisine davetlisiniz.

Paylaş

Dokunulabilir, kırılabilir, dönüşebilir bir maddesellik

Merve Dündar’ın pratiğiyle ilk kez, 2022 sonunda Mixer’de gerçekleştirdiği “Zihinde Bir Dalga” sergisinde karşılaştığımda çizgiyle, sınırlarla, kelimelerle kurduğu evrenden etkilenmiştim. Sanatçı kişiliği ve dünyayı algılama biçimiyse, beni kendisine mıknatıs gibi çekmişti.

Dündar’ın pratiği, kelimelerden malzemenin fiziksel varlığına, oradan da insan olmayan eyleyicilere doğru genişleyen bir süreçle ilişkilidir. Kullanılmış kâğıt, dikiş ve tebeşir tozu gibi kendi deyimiyle “kırılgan ve mütevazı” malzemelerle kavramsal veçheleri güçlü işler üreten sanatçı, bir süredir kâğıdı farklı formlarıyla kullanmaktaydı. Türk Dil Kurumu’nun “kadın” ve “erkek” tanımlarının yıllar içindeki değişiminin izini sürdüğü işlerinin son örneklerini (Miras: Kadın-Miras: Erkek) ve kelimelerden form oluşturduğu “Kabardı” adlı işini geçtiğimiz yıl Quick Art Space’te “Benzer Bir İpe Düğümlü Olmak” isimli grup sergisinde göstermiştik.

İlk bakışta Dündar’ın alametifarikasının keserek, dikerek, birbirine ekleyerek oluşturduğu kâğıt-kelime işleri olduğu düşünülebilir. Pratiğinin bir tarafını bu minvaldeki çalışmaları oluştursa da, Dündar’ın kâğıtla ve kelimelerle kurduğu ilişki daha kompleks ve katmanlıdır. Kâğıt, yazının yüzeyinden malzemenin dokusuna doğru ilerleyen bir dönüşüm içindedir. Kâğıt hamurunu dönüştürerek ona hacim kazandıran ve yeni biçimler üreten Dündar, son döneminde kâğıdın ana malzemesi olan ağaçları, ağaçların üzerindeki likenleri, karadaldın mantarlarını (Daldinia concentrica) araştırıyordu.

“Deftere Düşen Sabah Işığı” sergisinde Dündar henüz aramızdayken kendisiyle kararlaştırdığımız gibi, son solo sergisinden bugüne kadarki dönüşümüne odaklanıyoruz. Doğrudan organik malzemelerle kurduğu ilişkiyi, atölyesinde yarattığı bir tür laboratuvar ortamını da izleyicilerle paylaşıyoruz. Belirli aralıklarla ziyaret ettiğim atölyesinde çoğaldıklarını ve çeşitlendiklerini gördüğüm ağaç kabukları, ağaç gövdeleri, deniz kabukları, böcekler, mantarlar, çimenler bir süredir Dündar’ın pratiğinin başat unsurları hâline gelmişti. Bazen tesadüfen, yürürken karşısına çıkan, bazen özellikle izini sürdüğü, gözlemlediği, sonra atölyesinde misafir ettiği organizmaların, işlerinin bir parçası olmak için zamanlarını beklediklerini düşünürdüm. Ağaç gövdeleri kâğıt hamuruyla birleşmeye, yumurta ve ceviz kabukları çeşitli formlara evrilmeye hazır olduklarında, Dündar’ın yapıtları kırılganlığı ve geçiciliğiyle beni bir sonraki ziyaretimde karşılarlardı. Dündar, Merdivenköy’deki atölyesinden evlerimize doğru yürürken Sahrayıcedid Mezarlığı’ndan geçmemizi ister, içinden tel geçmesine rağmen ayakta duran veya üzerlerindeki karadaldın mantarlarını göstererek ölmek üzere olan ağaçlara dikkatimi çekerdi.

Merve Dündar’ın pratiği, güçlü kavramsal arka planına rağmen, giderek daha belirgin biçimde ekolojik bir duyarlılığa yaklaşır. Bu anlamda Arte Povera’dan ekolojik sanata ve hatta ekofeminizme uzanan simyacı bir tavır; doğanın döngüselliği, çözülme ve yeniden oluşma hâllerini taşıyan bir yaklaşım söz konusudur. Dündar, düşünsel çerçevesini geri plana atmadan; aksine onu maddesel süreçler içinde yeniden kurarak, doğal ve kırılgan malzemelerle çalışmanın açtığı imkânları araştırıyordu. Bu yönelim, temsilden ziyade dönüşüme, imgelerden ziyade maddeselliğe doğru bir kaymayı işaret ediyor. Sanatçı için malzeme, her zaman tam anlamıyla “itaat eden” bir unsur değildir; aksine, direnç gösterir, dağılır, bazen dönüşmeyi reddeder. Dündar’ın son dönem işlerinde kullandığı malzemeler yalnızca fiziksel değil, zamansal bir katman da içerir; çürüme, parçalanma ve yeniden oluşma ihtimallerini birlikte taşırlar.

“Deftere Düşen Sabah Işığı” sergisi sanatçının gün yeni yeni ağarırken buluştuğu defterlerine selam veriyor. 1980’li yıllarda Üsküdar Amerikan Lisesi’nin sıralarında otururken ya da aynı dönemlerde Çizgi Sanatevi’nde resim dersi alırken doldurmaya başladığı defterlerinden bir kısmını sergiye dâhil ettik. Defterleri düşüncenin henüz biçimlenmediği, çizgi ile kelimenin aynı yüzeyde dolaştığı bir geçici alan olmaktan çıkaran başka sanatçılar gibi, Dündar’ın defterlerinde beliren çizgiler, çizimler ve kelimeler de başlı başına bir düşünme pratiğine işaret ediyor. Çizimi ve metni birbirinden ayırmak yerine onları aynı düşünsel akışın parçaları olarak kavrayan Dündar’ın notlar aldığı, eskizler yaptığı defterleri, gündelik gözlemlerini ve zihinsel dolaşımını kaydeden bir alan oluşturuyor. Bu sayfalar bir eskizden çok, düşüncenin hareket hâlindeki izlerini taşıyor.

“Deftere Düşen Sabah Işığı” sergisinde, Dündar’ın pratiğinin kırılma noktalarını ve tamamlanmış işlerinin gerisinde kalan süreci görünür kılmak arzusundayız. Sergi devam ederken, seçtiğimiz defter sayfalarını belirli aralıklarla değiştirmeyi planladık. Böylece Dündar’ın işlerinin yeni ihtimallere, başka tür yan yanalıklara ve ilişkilere açık olma imkânını sürdürmek istiyoruz.

Nergis Abıyeva
Nisan 2026, Erenköy

Diğer Sergiler